Seracılıkda Dünya’da ve Türkiye’de Neredeyiz?
Seracılık, sadece tarlaya bir örtü çekmekten çok daha fazlası; aslında doğayla uyum içinde çalışarak üretimi bir adım öteye taşıma sanatıdır. Yıllardır demiri işleyen, o sağlam sera iskeletlerini sahada ayağa kaldıran biri olarak söyleyebilirim ki; bu sektörün dünyada ve ülkemizde nereden nereye geldiğini bilmek, geleceğimizi planlamak adına çok kıymetli. Gelin, o akademik dilden biraz sıyrılalım ve dünyada ve güzel ülkemizde seracılığın nasıl bir gelişim gösterdiğine samimi bir pencereden bakalım.

Dünyada Seracılık: Kimler, Nasıl Yapıyor?
Dünya haritasına baktığımızda seracılığın bayraktarlığını ABD, Japonya ve Hollanda’nın yaptığını görüyoruz. Örneğin ABD’de, özellikle Kaliforniya ve Florida’da cam seralar çok popüler ve bu devasa seraların yaklaşık %78’i çiçekçiliğe ayrılmış durumda.
Avrupa’da ise tartışmasız bir lider var: Hollanda. Küçücük yüzölçümüyle dünyaya kafa tutan Hollanda, özellikle soğanlı ve yumrulu çiçek üretiminde hepimize öncülük ediyor. Fransa, İtalya ve İspanya gibi Akdeniz ruhunu taşıyan ülkelerde ise daha çok plastik seralar karşımıza çıkıyor.
Aslında dünyadaki sera yapılarını bulundukları iklim kuşaklarına göre ikiye ayırmak işin mantığını anlamak için en doğrusu:
1. Serin ve Soğuk İklim Kuşağı (Hollanda, Almanya, İngiltere vb.) Buradaki üretici dostların işi biraz daha zor ve maliyetli. Mecburen cam sera kullanıyorlar ve o seraları ciddi ciddi ısıtmak zorundalar.
Kurulum maliyetleri epey yüksek.
İşletme masrafları ve işçilik pahalı.
Ama hakkını da veriyorlar: Kullandıkları üretim teknolojisi ve elde ettikleri birim verim gerçekten muazzam seviyelerde.
2. Ilıman ve Sıcak İklim Kuşağı (Türkiye, İspanya, İtalya, Japonya vb.) Ne şanslıyız ki biz bu gruptayız! Bu kuşakta seracılık daha çok soğuk geçen kış aylarını kurtarmaya yönelik yapılıyor.
Yatırım maliyetlerimiz daha insaflı; genellikle plastik örtü materyalleri kullanıyoruz ve ısıtma derdimiz minimumda (çoğu zaman sadece don tehlikesine karşı asgari düzeyde).
Isıtma ve işçilik nispeten ucuz olduğu için işletme giderlerimiz düşük.
Geliştirmemiz gereken yönümüz: Teknoloji, verim ve kalite konusunda soğuk iklimdeki rakiplerimize göre biraz daha yol almamız gerekiyor.
Bereketli Topraklarımızda Türkiye’de Seracılık
Ülkemizde seracılık, dünya devlerine kıyasla biraz daha genç bir sektör. İlk adımlar zamanında kamu eliyle Antalya ve Mersin (İçel) civarında deneme amaçlı atılmış. Ancak toprağımız ve iklimimiz o kadar elverişli ki, zamanla Ege’nin ve Marmara’nın bereketli kıyı şeridine hızla yayılmış.
Bugün tabloya baktığımızda Antalya, Türkiye’deki seraların tam %65’ine ev sahipliği yaparak sektörün tartışmasız başkenti konumunda. Özellikle Kaş bölgesi sebze üretiminde adeta bir fabrika gibi çalışıyor.
Diğer bölgelerimizin de kendine has, harika özellikleri var:
Yalova: Kuzeyin parlayan yıldızı! Hem kendi içindeki o güzel mikroklima havası hem de İstanbul gibi devasa bir tüketim merkezine kapı komşusu olması onu çok değerli kılıyor. Burada saksı ve kesme çiçekçilik çok revaçta.
İzmir (Balçova): Ege’nin incisi, jeotermal enerji gibi harika bir doğa nimetini seracılıkla buluşturmayı başarmış durumda. Yine o mikroklima özelliği ve merkeze yakınlığı buradaki seracılığı dimdik ayakta tutuyor.
Özetle; Türkiye’de seracılık her yıl ortalama %15 gibi harika bir hızla büyüyor. Bu büyüme, sektörün geleceğinin ne kadar parlak olduğunu gösteriyor. Bizlere düşen ise, eski usul zayıf yapılardan sıyrılıp, tıpkı atölyelerimizde milim milim hesaplayıp ürettiğimiz çelik profillerle yıllarca rüzgara, kara göğüs gerecek modern seralar inşa etmek. Ancak bu şekilde teknolojimizi ve verimimizi o dünya devlerinin seviyesine taşıyabiliriz.
Toprağınız bereketli, hasadınız bol olsun!


